Bölüm 6

Program Geliştirme

 

Gelişmiş ülkelerin aksine, üniversitelerimizce verilen diplomalar aynı zamanda bu diplomalarda belirtilen mesleklerin icra edilmesine ehliyet ve ruhsat niteliği de taşımaktadır. Bu durum, üniversitelerimizde yerleşik, çoğu kez birbiri ile karıştırılan ve yanlış yorumlanan özerklik ve akademik hürriyet anlayışı ile birleşince, üniversitelerimizde zaman içinde fevkalade statik, değiştirilmesi oldukça güç bir program ve müfredat yapısı oluşmuştur.

Günümüzde diplomaya yönelik programlarla bunların içeriklerinin oluşturulması ve yükseköğretimle istihdam arasındaki ilişkinin kurulmasındaki belirleyici unsur, teknolojik gelişmelerdir. İçinde bulunduğumuz ve görünür gelecekte geçerliliğini koruyacak olan sosyoekonomik ve teknolojik konjonktürün gerektirdiği yükseköğretim mezunu kişilerde aranan temel nitelikleri aşağıdaki şekilde özetlemek mümkündür:

Bu nedenlerle, ileri ülkelerdeki lisans programları sürekli olarak değiştirilmekte ve öğretim üyeleri bu değişiklikleri uygulamakla yükümlü kılınmaktadır. Söz konusu değişikliklerin ana hatlarını şu şekilde özetlemek mümkündür:

genelleştirilmesi

Ülkemiz üniversitelerinde bu yönde değişiklikler yapılması oldukça zordur. Zira, bu yöne gidilmesi halinde birçok bölümün kapanması gerekecek ve çok sayıda öğretim üyesinin verebileceği ders kalmayabilecektir.

Yukarıda özetlenen gelişmeler ışığında ve de ülkemize özgü zorluklara rağmen, önem taşıyan dört alandaki program geliştirme çalışmaları aşağıda özetlenmiştir.

    1. Öğretmen Yetiştirme
      1. Cumhuriyet döneminde öğretmen yetiştirmenin tarihi gelişimi

Ülkemizde 1975 yılına kadar ilkokul öğretmeni yetiştirmede ilkokul üzerine 6 (1970 yılından sonra 7) ve ortaokul üzerine 3 (1970 yılından sonra 4) yıl eğitim veren İlköğretmen Okullarının önemli bir yeri vardır. Cumhuriyet öncesi dönemden devralınan 7'si kız 13'ü erkek olmak üzere 20 Öğretmen Okulu, çeşitli evrelerden geçerek ve sayıları artarak (1974-1975 öğretim yılında 89) Cumhuriyetin ilk 50 yılında ilkokulların temel öğretmen kaynağı olmuşlardır.

Öğretmen Okullarının, ilkokulların ve özellikle köy ilkokullarının öğretmen ihtiyacını yeterince karşılayamadığı görülünce, 1930'lu yıllardaki çeşitli denemelerin devamı olarak, 1940 yılında 3803 sayılı kanunla köy ilkokullarına öğretmen yetiştirmek amacıyla ilköğretim üzerine beş yıl eğitim veren Köy Enstitüleri kurulmuştur. Öğrencilerini köylerden seçen ve öğretmenlik yanında köyün sosyo-ekonomik kalkınmasına da katkıda bulunması beklenen öğretmenleri yetiştirmek üzere kurulan Köy Enstitüleri, Cumhuriyetin ilk yıllarında ortaya çıkan önemli bir ihtiyaca cevap verebilecek bir model olma özelliğiyle öğretmen yetiştirme tarihimizde önemli bir yer tutmaktadır.

1953 yılına kadar Köy Enstitüleri (toplam 21) lise seviyesindeki 3 yıllık Öğretmen Okulları ile birlikte ilkokulların öğretmen ihtiyacını karşılayan en önemli iki kurum olmuştur. Köy Enstitüleri, 1953 yılında kapatılarak 6 yıllık İlköğretmen Okulu adı altında yeniden organize edilmiştir. Bu tarihten itibaren bu okullar yine ağırlıklı olarak köy ilkokulu mezunu öğrenciler almaya devam etmiş ve diğer 3 yıllık İlköğretmen Okulları ile birlikte lise seviyesinde program bütünlüğü sağlanmıştır.

İlköğretmen Okullarının eğitim süresi 1970-1971 öğretim yılında bir yıl artırılmış (ilkokul üzeri 7 yıl, ortaokul üzeri 4 yıl olmak üzere); böylece İlköğretmen Okulları normal lise eğitim programının tamamını uygulama ve öğretmenlik mesleği ile ilgili derslerin sayısını artırma imkanına kavuşmuşlardır. Hem yapıda hem de programlarda değişiklik getiren bu düzenleme ile İlköğretmen Okullarının statüsü biraz daha yükseltilmiş, programlar daha kapsamlı hale getirilmiş ve mezunlarının diğer lise mezunlarına denk sayılması sağlanmıştır. Ayrıca, İlköğretmen Okullarının eğitim sürelerinin artırılması, birkaç yıl sonra gerçekleşecek olan ilkokul öğretmeni yetiştirme işini yüksek öğretim seviyesine taşıma girişimleri içinde önemli bir başlangıç olmuştur.

1973 yılında yürürlüğe giren 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu, temel eğitimin 5 yıldan 8 yıla çıkartılmasını ve bu amaçla temel eğitim öğretmenlerinin yetiştirilmesini hükme bağlamıştır. Bu çerçevede kanun, öğretmenliğin tanımını yeniden yapmış, her seviyedeki öğretmenlerin yüksek öğrenim görmesi ilkesini ön plana çıkarmış ve buna göre öğretmen yetiştiren kurumların lisans öncesi, lisans ve lisansüstü seviyelerde yatay ve dikey geçişlere imkan verecek şekilde yeniden düzenlenmesini hükme bağlamıştır. Bu hükümler çerçevesinde 1974-1975 öğretim yılında, köklü bir geçmişe ve deneyime sahip İlköğretmen Okullarının bir bölümü öğretmen yetiştirme işlevini yitirerek 3 yıllık Öğretmen Lisesi haline getirilmiş, diğerleri ise kapatılmıştır. Öğretmen lisesi mezunu öğrencilere iki yıllık Eğitim Enstitülerine girişte çeşitli avantajlar sağlanarak bu iki kurum arasında zayıf da olsa bir devamlılık kurulmaya çalışılmıştır.

Yeni kurulan iki yıllık Eğitim Enstitülerinin sayısı 1976 yılı itibarıyla 50'ye ulaşmış ancak, teknik eğitime geçiş gerekçesiyle 1980 yılına kadar bunlardan 30 tanesi kapatılmıştır. Eğitim Enstitüleri, 1975-1980 yılları arasında öğretim elemanı eksikliği, politik olaylar ve baskılar gibi ağır sorunlarla karşı karşıya kalmışlar ve normal programın dışında hızlandırılmış eğitim yoluyla öğretmen yetiştirmek zorunda kalmışlardır. Bu enstitüler, 25 Temmuz 1982 yılında Eğitim Yüksek Okulu adıyla üniversite çatısı altına alınmıştır.

Tüm seviyelerdeki öğretmenlerin en az lisans öğrenimi görmelerini öngören 23.5.1989 tarih ve 89.22.876 sayılı Yükseköğretim Kurulu kararıyla, iki yıllık Eğitim Yüksek Okullarının öğrenim süresi 1989-1990 öğretim yılından itibaren 4 yıla çıkarılmış ve daha sonra da 3.7.1992 tarih ve 3837 sayılı Kanunla Eğitim Fakültelerinin Sınıf Öğretmenliği Bölümü haline getirilmişlerdir.

Eğitim süresinin 1989 yılında 4 yıla çıkarılması ve 1992 yılında da Eğitim Fakülteleri altında bölüm haline getirilmesi sonucu, sınıf öğretmeni yetiştiren programlar yeniden düzenlenmiş ve gerek alan derslerine gerekse öğretmenlik mesleğine hazırlayıcı formasyon derslerine daha fazla zaman ayrılmıştır. Sınıf öğretmeni yetiştiren programların eğitim süresinin 4 yıla çıkartılması, ilkokul öğretmeninin daha kaliteli yetiştirilmesine yönelik önemli bir çaba olarak görülmekle birlikte, aynı zamanda önemli bir sorunu da beraberinde getirmiştir. Önceden 2 yılda yetişen ilkokul öğretmeni, bu değişiklikle 4 yılda yetişmeye başlamış ve böylece Sınıf Öğretmenliği Bölümlerinin mezun ettiği öğretmen sayısı yarıya düşmüştür. Ayrıca, 1989-1990 öğretim yılında öğrenime başlayan öğrenciler ancak 1992-1993 öğretim yılında mezun olabildikleri için arada geçen sürede mezun olan öğretmen sayısında önemli düşüşler olmuştur. Sonuç olarak bu yapısal değişiklik, diğer bazı etkenlerle birlikte (emekliliğin özendirilmesi, ilköğretim okulları sayısının artması, Sınıf Öğretmenliği Bölümlerinin ve kontenjanlarının ihtiyaç oranında artırılmaması gibi) öğretmen ihtiyacının karşılanmasında önemli bir soruna yol açmış ve Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), sınıf öğretmeni ihtiyacının karşılanmasında liseye branş öğretmeni olarak yetişen üniversite mezunlarının ve çeşitli diğer fakülte mezunlarının sınıf öğretmeni olarak atanması gibi pedagojik yönden uygun olmayan alternatif önlemler almaya başlamıştır.

İlkokul öğretmeni yetiştirme konusunda gerek nicelik gerekse nitelik kaygıları, yeni model ve program arayışlarını her zaman etkilemiştir. Bugün gelinen nokta gözönüne alındığında, ilkokul öğretmeni yetiştirmede önemli bir aşama kaydedildiği ortadadır. 1970'li yılların ortalarına kadar ancak lise seviyesinde yürütülen ilkokul öğretmeni yetiştirme işlevi, bugün dört yıllık lisans seviyesinde devam etmektedir. 20 yıl gibi kısa bir süreye sığdırıldığı gözönüne alınırsa bu önemli bir aşamadır. Nitelik açısından kaydedilen bu gelişmenin, nicelik açısından yeterli düzeyde kaydedildiğini söylemek mümkün değildir. Bugün gelinen nokta itibarı ile Sınıf Öğretmenliği Bölümlerinin sayısı ve kontenjanları MEB'nın öngördüğü sınıf öğretmeni ihtiyacını karşılamaktan uzaktır, ve yakın gelecekte de MEB'nın sınıf öğretmeni ihtiyacının önemli bir bölümünü başka kaynaklardan karşılamaya devam edeceğini tahmin etmek zor değildir.

Ortaöğretim seviyesinde öğretmen yetiştirmenin Cumhuriyet tarihindeki gelişimi incelendiğinde, ortaokul ve lise öğretmenlerinin benzer kaynaklardan yetiştiği görülmektedir. İlke olarak her ne kadar lise öğretmenleri Yüksek Öğretmen Okulları ve üniversitelerin Fen-Edebiyat Fakültelerinden, ortaokul öğretmenleri de Eğitim Enstitülerinden yetiştirilmiş ise de, yetişen öğretmenin hangi seviyede görev yapacağını çoğu zaman ortaokul ve liselerin öğretmen ihtiyacı belirlemiştir.

Cumhuriyetin ilk yıllarında doğrudan ortaokula öğretmen yetiştiren bir kurum yoktu. Cumhuriyet öncesi dönemden devralınan Yüksek Öğretmen Okulları ve üniversitelerin ilgili bölümlerinden mezun olanlar, lise ile birlikte ortaokullarda da öğretmenlik yapıyorlardı. Bu nedenle, 1920'li yıllarda ortaokul öğretmeni yetiştirme ihtiyacı sık sık gündeme geliyordu. Bu ihtiyaca ileriki yıllarda cevap verecek olan Eğitim Enstitülerinin ilki (Gazi Eğitim Enstitüsü) Konya'da ortaokul Türkçe öğretmeni yetiştirmek amacıyla 1926-1927 öğretim yılında Orta Muallim Mektebi adıyla kurulmuş (2 yıllık) ve daha sonra Ankara'ya nakledilerek yeni bölümler eklenmiştir. Bu enstitü, 1940'lı yılların sonuna doğru öğrenim süreleri 2-3 yıl arasında değişen bölümleriyle tüm ortaokul dersleri için öğretmen yetiştirir hale gelmiştir.

1940'lı yılların sonlarında Gazi Eğitim Enstitüsü'nün kapasitesinin ülkenin ortaokul öğretmeni ihtiyacını karşılamaktan uzak olduğu anlaşılınca, yeni Eğitim Enstitüleri açılmaya başlamıştır.

1960'lı yılların sonuna doğru Eğitim Enstitülerinin sayısı on’a yükselmiş, bu sayı 1970'te 12, 1973'te 16 ve 1978'de 18 olmuştur. Aynı şekilde, 1960 yılında enstitülerde 2.049 olan toplam öğrenci sayısı, 1977-1978 öğretim yılında 69.313'e yükselmiştir.

Temelde ortaokullara branş öğretmeni yetiştirmek üzere kurulan ve süreleri 1960'lı yılların sonunda 3 yıla çıkarılan Eğitim Enstitüleri, 1978-1979 öğretim yılında önemli bir değişiklik geçirmiştir. Bu öğretim yılından itibaren enstitülerin öğrenim süresi 4 yıla çıkartılmış, isimleri Yüksek Öğretmen Okulu olarak değiştirilmiş ve bölümlerde yeniden yapılanma ile branşlarda ihtisaslaşmaya gidilmiştir. 16 bölüm halinde (Türk Dili ve Edebiyatı, Tarih-Coğrafya, Coğrafya-Tarih, Matematik-Fizik, Fizik-Matematik, Fizik-Kimya, Kimya-Fizik, Kimya-Biyoloji, Biyoloji-Kimya, İngilizce, Fransızca, Almanca, Resim-İş, Müzik, Beden Eğitimi, Eğitim) yeniden organize edilen enstitülerde amaç, hem ortaokullara hem de liselere öğretmen yetiştirmek haline gelmiştir. Bu düzenleme ile eski enstitülere üniversiter bir yapı ve işleyiş kazandırılmaya çalışılırken bölümlerde getirilen ihtisaslaşma, yetişen öğretmenlerin ortaokuldan çok liseye yönelmelerine neden olmuştur. Bu düzenlemeden sonra, Yüksek Öğretmen Okulu mezunlarının statüsü üniversitelerin Fen-Edebiyat Fakültelerinden yetişen öğretmenlerle paralel hale gelmiş, ancak bu arada ortaokula özgü öğretmen yetiştirme ihtiyacı (örneğin, Fen Bilgisi ve Türkçe öğretmenlikleri) gözardı edilmiştir.

1978'de Yüksek Öğretmen Okulu adı altında yeniden yapılandırılan enstitüler, 1982 yılında 2547 sayılı Kanunla Eğitim Fakültelerine dönüştürülmüş ve üniversite çatısı altına alınmıştır. Bu düzenleme ile bölümlerde ihtisaslaşma iyice derinleşmiş ve zaman içinde yan alanlardan vazgeçilerek tamamıyla tek bir alanda (Fizik, Kimya, Tarih gibi) öğretmen yetiştirilmeye çalışılmıştır. Bunun sonucu olarak, ortaokulların öğretmen ihtiyacı liseye özgü derslerde yetişmiş Eğitim Fakültesi mezunları tarafından karşılanmaya başlanmış, ancak bu uygulamada çeşitli güçlükleri beraberinde getirmiştir. Böylece gerek sayısal yönden, gerekse ortaokul seviyesindeki öğrencilere ve derslere uygun nitelikli öğretmen yetiştirme açısından, Eğitim Enstitülerinde 1978'deki düzenleme ile başlayan ve 1982'deki düzenleme ile iyice belirgin hale gelen yeniden yapılandırma çalışmalarının bazı olumsuz sonuçlara yol açtığı görülmektedir.

Ortaokullardaki öğretmen açığı, zaman içinde Eğitim Fakültelerinin lise branşlarına öğretmen yetiştiren bölümlerinden ve Fen-Edebiyat Fakülteleri mezunu sertifikalı öğretmenlerle karşılanmaya çalışılmış ise de, gerek öğretmenlerin aldıkları lisans eğitimi gerekse bu kademenin ilköğretim içinde yer alması nedeniyle, lise öğretmenleri bu kademede öğretmenlik yapmaya pek istekli olmamışlardır. Ortaokul çağındaki öğrencilerle çeşitli sıkıntılar yaşayan ve lisedeki daha akademik ve üniversiteye yönelik olan öğretimi tercih eden bu öğretmenler, ortaokullarda öğretmenlik yapmaktan sürekli olarak kaçınmışlardır.

 

Cumhuriyet döneminde Yüksek Öğretmen Okulları ve üniversitelerin Fen-Edebiyat Fakülteleri, liselerin öğretmen ihtiyacını karşılamada önemli rol oynamışlardır.

Cumhuriyet öncesi dönemden devralınan İstanbul'daki 3 yıllık Darülmuallimin-i Aliye, 1924 yılında Yüksek Öğretmen Okulu adını almış ve öğrenim süresi 4 yıla çıkartılarak yeni bölümler eklenmiştir. 4 yıllık öğretim süresinin ilk 3 yılı üniversitede ilgili bölümden alınan alan derslerine, son 1 yılı da Yüksek Öğretmen Okulunda uygulama ve meslek derslerine ayrılıyordu. Okulun öğrencilerini, Üniversitenin (Darülfunun) Fen-Edebiyat Fakültesi öğrencilerinden öğretmen olmak üzere seçilenler oluşturuyordu.

Yüksek Öğretmen Okulunun ikincisi 1956'da İzmir'de, üçüncüsü ise 1959'da Ankara'da açılmıştır. Bu okullar öğrencilerini, üniversitelerin Fen-Edebiyat Fakültelerinden seçmek yerine İlköğretmen Okullarından seçerek almaya başladılar. Seçilen öğrencilerin, bir yıllık hazırlık sınıfında özel bir programla yetiştirilerek diğer lise mezunlarına denk olmaları ve üniversitenin ilgili bölümüne girmeleri sağlanıyordu. Üniversiteye giren öğrenci burada alan derslerini tamamlıyor ve sonra Yüksek Öğretmen Okulunda meslek dersleri eğitiminden ve sınavından geçerek lise öğretmeni olma hakkını elde ediyordu.

3 yıllık Eğitim Enstitülerinin öğrenim süresinin 4 yıla çıkartılması ve branşlaşmaya gidilmesi sonucu liselere de öğretmen yetiştirir hale getirilmesiyle, Yüksek Öğretmen Okullarının ayrıcalıklı işlevi tamamen kaybolmuştur. Yüksek Öğretmen Okullarının 1978-1979 öğretim yılında kapatılmasından sonra liselere öğretmen yetiştirme işlevini 4 yıllık Eğitim Enstitüleri ve 1982 yılından sonra da Eğitim Fakülteleri devralmıştır. Bu süre içinde Eğitim Fakülteleri yanında Fen-Edebiyat Fakülteleri de liselerin (hatta ortaokulların) öğretmen ihtiyacının karşılanmasına katkıda bulunmaya devam etmişlerdir. Bu fakültelerin mezunları kendi fakültelerinde veya Eğitim Fakülteleri bünyesinde açılan Öğretmenlik Sertifikası programlarından geçerek lise öğretmeni olma hakkını elde etmişlerdir.

 

      1. Eğitim fakülteleri öğretmen yetiştirme programlarının yeniden düzenlenmesi

1982 yılında yürürlüğe giren 2547 sayılı Kanun gereğince hizmet öncesi öğretmen yetiştirme işlevi tamamıyla üniversitelerin Eğitim Fakültelerine devredilmiştir. Geçen 15 yıllık sürede her ne kadar Eğitim Fakülteleri ülkenin öğretmen ihtiyacını karşılamada en önemli kurum olmuş ise de, bugün gelinen nokta dikkate alındığında Eğitim Fakültelerinin yanlış yapılanma, temel amaçlardan uzaklaşma gibi çeşitli sorunlarla karşı karşıya bulunduğu ve ülkenin öğretmen ihtiyacını karşılamada gerek nitelik gerekse nicelik bakımından yetersiz kaldığı görülmektedir. Bunun sonucu olarak özellikle okul öncesi eğitimde ve ilköğretim düzeyinde kısa zamanda karşılanamayacak öğretmen açığı ortaya çıkmış ve MEB, zorunlu olarak bu düzeylerdeki öğretmen ihtiyacını başka kaynaklardan (diğer fakülte mezunları gibi) karşılamaya başlamıştır. Bu sorunları dikkate alan Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı, 1996 yılı başında MEB ile birlikte başlattığı bir çalışma ile ülkenin öğretmen ihtiyaçları doğrultusunda Eğitim Fakültelerinin öğretmen yetiştirme programlarını yeniden düzenlemiştir. Bu düzenleme çalışması YÖK Genel Kurul toplantısında, Ünivesitelerarası Kurul toplantısında ve Eğitim Fakülteleri Dekanları ile iki kez yapılan toplantılarda değerlendirilmiş ve son olarak YÖK Yürütme Kurulu tarafından kabul edilerek yürürlüğe girmiştir. Bu düzenlemenin temel nedenleri şunlardır:

  1. Eğitim Fakülteleri geçen 15 yıllık sürede ülkenin öğretmen ihtiyaçlarından ziyade sahip olduğu öğretim elemanlarının akademik yönelimleri ve tercihleri doğrultusunda yapılanmış ve açılan programlar daha çok ortaöğretim düzeyine öğretmen yetiştiren lisans programları olmuştur. Bunun sonucu olarak, okul öncesi ve ilköğretim alanlarında yetişen öğretmen sayısı ihtiyacın çok altında kalırken, lise düzeyine çeşitli branşlarda ihtiyaç fazlası öğretmen yetiştirilmeye başlanmıştır.
  2. Durumun ciddiyetini yansıtmak bakımından MEB tarafından ortaya konan 1996-2000 yılları arasındaki sınıf öğretmeni ihtiyacı ile Eğitim Fakültelerinin mezun edeceği öğretmen sayısını karşılaştırmak gerekir. MEB tarafından 1996 yılında toplam sınıf öğretmeni ihtiyacı 22.075 olarak belirtilirken, 1995-1996 yılı sonunda üniversitelerden mezun olan sınıf öğretmeni sayısı 5.509 seviyesinde kalmıştır. MEB'nın bu konudaki verileri, aynı açığın 2000 yılına kadar gittikçe artan bir oranda devam edeceğini açıkça ortaya koymaktadır. Yeni düzenleme, okul öncesi ve ilköğretim gibi kritik alanlarda kısa sürede ciddi sayısal artış hedeflemektedir. Yükseköğretim Kurulu, yeni düzenleme hedefleri çerçevesinde Eğitim Fakültelerinin 1997 Öğrenci Kontenjanlarını belirlemiş ve 1998 öğrenci kontenjanlarında da bu alanlarda ciddi artışlar getirmiştir. 1998-1999 eğitim-öğretim yılında eğitim fakülteleri programlarına alınacak öğrenci sayıları Tablo 6.1'de verilmiştir. Ancak, yeni düzenleme ilk mezunlarını verene kadar geçecek sürede bu alanlardaki öğretmen açığını biran önce ve hızlı bir biçimde kapatmak en öncelikli mesele haline gelmiştir. Özellikle 8 yıllık kesintisiz zorunlu eğitimin de yürürlüğe girmesi ile bu ihtiyaç acilleşmiştir. Bu ihtiyacı değerlendiren YÖK, ilk olarak 1996 yılında Okul Öncesi, Sınıf Öğretmenliği ve İngilizce Öğretmenliği alanlarında öğretmenlik sertifika programları geliştirmiş ve Eğitim Fakültelerimize göndermiştir. Yök, ikinci bir önlem olarak da, Eğitim Fakültelerinde yürütülmekte olan ve yaklaşık 40.000 öğrencinin devam ettiği ortaöğretim alan öğretmenliği Sertifika programlarını, Sınıf Öğretmenliği Sertifika programına dönüştürmek üzere gerekli program çalışmasını yapmış ve Kasım 1997’de tüm Fakültelerimize göndermiştir.

    Tablo 6.1 Eğitim fakülteleri için 1998-1999 eğitim-öğretim yılı kontenjanları.

    Program

    Sayı

    Okul Öncesi Öğretmenliği 1.360
    Sınıf Öğretmenliği

    12.260

    Fen Bilgisi Öğretmenliği 2.810
    Sosyal Bilgiler Öğretmenliği 3.000
    İlköğretim Matematik Öğretmenliği 1.930
     
    Resim-İş Öğretmenliği 1.380
    Müzik Öğretmenliği 690
     
    Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık 540
     
    Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği 675
     
    Zihinsel Engelliler Öğretmenliği 200
    İşitme Engelliler Öğretmenliği 80
    Görme Engelliler Öğretmenliği 40
     
    Türkçe Öğretmenliği 2.990
     
    Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği 885
     
    İngilizce Öğretmenliği 2.440
    Almanca Öğretmenliği 570
    Fransızca Öğretmenliği 440
    Arapça Öğretmenliği 40
    Japonca Öğretmenliği 30
     
    Matematik Öğretmenliği 475
    Fizik Öğretmenliği 405
    Kimya Öğretmenliği 445
    Biyoloji Öğretmenliği 410
     
    Tarih Öğretmenliği 275
    Coğrafya Öğretmenliği 230
    Felsefe Grubu Öğretmenliği 150
    Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği 300
    TOPLAM

    35.095

  3. 1982 yılındaki yeniden yapılanma ile Eğitim Fakülteleri daha çok ortaöğretim öğretmeni yetiştirmeye yönelmişler ve ilköğretim II. kademe öğretmeni yetiştirmeyi ihmal etmişlerdir. 1995-1996 Eğitim Fakülteleri mezunlarının öğretmenlik alanlarına göre dağılımının incelenmesinden oldukça çarpık ve olumsuz bir tablo ortaya çıkmaktadır. Şöyle ki, ilköğretimin ikinci kademesinde okutulan ve daha çok öğrencinin alması gereken Fen Bilgisi dersi için tüm Eğitim Fakültelerimiz sadece 58 mezun verirken, ortaöğretimde yani Lisede okutulan Fizik, Kimya, Biyoloji dersleri için 2.008 mezun vermektedirler. Aynı şekilde, Eğitim Fakültelerimiz ilköğretimin ikinci kademesinde okutulan Türkçe dersi için 61 mezun verirken, Lisede okutulan Türk Dili ve Edebiyatı dersi için 793 mezun vermektedir. İlköğretimin ikinci kademesinde okutulan ve yine daha çok öğrencinin alması gereken Sosyal Bilgiler dersi için durum daha da vahim görünmektedir. Eğitim Fakültelerimiz bu alanda hiç mezun vermez iken, liselerde okutulan ve Sosyal Bilgiler alanlarını içeren Tarih, Coğrafya ve Felsefe grubu için toplam 1.330 mezun vermektedirler. MEB, bu nedenle lise öğretmenliği programlarından mezun olan öğretmenleri bu düzeyde de işe almak zorunda kalmış, ancak bu durum uygulamada çeşitli problemleri beraberinde getirmiştir. Sadece bir branşta (Fizik, Tarih gibi) yetişen öğretmenler, ilköğretim II. kademede yer alan Fen Bilgisi, Sosyal Bilgiler gibi dersleri öğretmekte zorlanmışlar ve çoğu durumda bu düzeyde öğretmenlik yapmak istememişlerdir. Ayrıca tek alanda yetişen branş öğretmenleri, yan alanları olmadığı için, kendi alanları dışında başka bir derse girememişler ve özellikle küçük ilköğretim okullarında her branş için bir öğretmen bulundurma zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Bu da özellikle köy ve kasaba ilköğretim okullarında çoğu zaman mümkün olmadığı için öğretmensiz geçen ders problemi ortaya çıkmıştır. Yeni düzenleme, Eğitim Fakültelerindeki bölüm yapılanmasını, milli eğitim sistemimizdeki okul yapılanmasına parelel hale getirerek yan alan uygulamasına yer vermekte ve öğretmenlerin birden fazla alanın derslerini öğretebilecek şekilde (Fen Bilgisi ve Matematik ya da Türkçe ve Sosyal Bilgiler gibi) yetiştirilmesini öngörmektedir.
  4. Eğitim Fakültelerinde yaptırılan yüksek lisans ve doktora çalışmaları, yine öğretim elemanlarının akademik yönelimleri doğrultusunda temel bilimlere yoğunlaşmış ve Eğitim Fakültesinin asli görevlerinden biri olan öğretmen eğitiminin niteliğini arttırmaya yönelik bilimsel çalışmalar ihmal edilmiştir. Yeni düzenleme, Eğitim Fakültelerindeki bilimsel çalışmaların öğretmen yetiştirme ve eğitim konularına yönelmesini ve temel bilimler alanındaki araştırmaların Fen Edebiyat Fakültelerinde yapılmasını öngörmektedir.
  5. Özellikle branş öğretmenliği lisans programlarında, Eğitim Fakülteleri ile Fen Edebiyat Fakülteleri programlarında tekrarlar başlamış; Eğitim Fakülteleri, Fen Edebiyat Fakültesi lisans programlarında yer alan aynı dersleri kendi programlarında açmaya ve aynı tür laboratuvarlara ihtiyaç duymaya başlamıştır. Bu durum üniversitelerimizde kaynak dağıtımı ve kullanımı açısından verimsizliğe yol açmıştır. Yeni düzenleme, alanla ilgili derslerin Fen Edebiyat Fakültelerinden alınmasını, Eğitim Fakültelerinde ise alanın öğretimine yönelik eğitim verilmesini öngörmektedir.
  6. Herhangi bir alan fakültesinden mezun olan adaylara yönelik olarak Eğitim Fakültelerince düzenlenen öğretmenlik sertifika programları, içerik ve süre açısından yetersiz kalmış ve uygulamadan uzak sınırlı bir zaman dilimine sıkıştırılan programlar haline gelmiştir. Yeni düzenleme, bu sertifika programlarına son vermekte ve daha nitelikli ortaöğretim alan öğretmeni yetiştirme amacıyla, alan fakültesi mezunları için öğretmenlik eğitimine yönelik 1,5 yıllık tezsiz yüksek lisans programları öngörmektedir.
  7. Eğitim Fakültelerinde alanın öğretimine yönelik yöntem bilgisi ve öğretmenlik tecrübesi ihmal edilmiştir. Fen Edebiyat Fakültesi programlarından kalma bir alışkanlıkla, özellikle alan öğretmenliği lisans programlarında çok sayıda ve bazen uzmanlaşmaya kadar giden (katı hal fiziği, organik kimya gibi) alan derslerine yer verilmiştir. Bunun sonucu olarak, alanı iyi bilen ancak öğrencilerle iyi iletişim kuramayan ve bilgisini öğretemeyen öğretmen tipi ortaya çıkmıştır. Yeni düzenleme ile yeniden yapılan öğretmen yetiştirme lisans programları, alan öğretim yöntemlerini ve öğretmenlik uygulamasını ön plana çıkarmaktadır. Programların önemli bir bölümü okullarda uygulamaya ayrılmakta ve aday öğretmenlerin bizzat okul ve sınıf içi uygulamalar yoluyla öğretmenlik becerisi ve tecrübesi kazanması amaçlanmaktadır.
  8. Yeni düzenleme ile birlikte öğretmen yetiştiren programlarda yer alan öğretmenlik formasyonu dersleri yeniden yapılandırılmış ve hem uygulamayı hem de çağdaş öğretmen yetiştirme programlarında yer alan Öğretimin Planlanması, Sınıf Yönetimi, Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri, Özel Öğretim Yöntemleri gibi alanları ön plana çıkaran bir formasyon programı oluşturulmuştur. Gerek lisans programlarında gerekse lisansüstü düzeydeki tezsiz yüksek lisans programlarında uygulanacak olan bu program ile öğretmen adayı uygulamaya daha yakın olabilecek, teorik bilgileri ezberleme yerine daha çok bizzat öğretim ortamında karşılaşabileceği sorunlara çözüm üretme ve alan öğretim becerilerini geliştirme fırsatı bulabilecektir.
  9. Eğitim Fakültelerinde son yıllarda çok sayıda açılan Program Geliştirme, Eğitim Yönetimi, Halk Eğitimi, Ölçme ve Değerlendirme gibi eğitim bilimleri programlarının belirli istihdam alanları yoktur. Bu alanlar, öğretmenlik becerisi üzerine inşa edilmesi ve lisansüstü düzeylerde açılması gereken programlardır. Bu alanlarda lisans eğitiminden geçen öğrenciler mezun olduklarında çoğunlukla işsiz kalmakta veya kendi alanları dışındaki işlerde çalışmak zorunda kalmaktadırlar. Böylece Eğitim Fakültelerinin önemli bir öğretim elemanı kapasitesi verimsiz bir şekilde kullanılmaktadır. Yeni düzenleme, bu alanlardaki lisans programlarını kapatarak lisansüstü düzeye taşımakta ve varolan kapasitenin lisans düzeyinde öğretmen yetiştirmede ve lisansüstü düzeyde ise eğitim bilimleri alanında yapılacak bilimsel çalışmaların bulgularını öğretmen yetiştirmeyi iyileştirme yönünde kullanılmasını öngörmektedir.

Eğitim Fakülteleri, yukarıda sözü edilen yeni düzenlemeye göre öğrenci almaya 1998-1999 öğretim yılından itibaren başlayacaklardır. Bazı fakültelerimizde yeni düzenlemeye göre açılan programlarda öğretim elemanı sıkıntısı çekilebilecektir. Özellikle özel öğretim yöntemleri alanında ülkemizde yetişmiş öğretim elemanı sayısı yok denecek kadar azdır. Bu nedenle, bu yıl Yükseköğretim Kurulu ile Milli Eğitim Bakanlığı'nın ortaklaşa almış oldukları kararla, 1997 yılı içinde 1416 sayılı Kanun çerçevesinde yurt dışında lisansüstü eğitim yapmak amacıyla verilen burslardan 750 tanesi, öğretmen eğitimi ile ilgili alanlara ayırmıştır. Bu burslardan 206 tanesi yapılan sınavlar neticesinde doldurulmuştur. Kalan burslar için de öğrenci seçimi çalışmaları devam etmektedir. Bu şekilde 4-5 yıl sonra Eğitim Fakülteleri ihtiyaç duydukları alanlarda önemli sayıda doktoralı öğretim elemanına kavuşacaklardır.

Öğretmenlik yeterlik ve standartlarının belirlenmesi, alanlara ve düzeylere göre öğretmenlik programlarının geliştirilmesi ve değerlendirilmesi, yeni öğretmen yetiştirme programlarının açılması, akreditasyon ile öğretmen eğitimine dönük kısa ve uzun vadeli planlama, öğretmen ihtiyacının ve program kontenjanlarının belirlenmesi gibi konularda Yükseköğretim Kuruluna önerilerde bulunmak üzere Öğretmen Yetiştirme Milli Komitesi kurulmuştur. Bu komitede görev alan öğretim üyeleri şunlardır:

Sonuç olarak, Eğitim Fakültelerinin öğretmen yetiştiren programlarında yapılan yeni düzenleme ile Eğitim Fakültelerinin, ülkenin öğretmen ihtiyacını daha etkili ve verimli bir biçimde karşılamaları, daha nitelikli öğretmen yetiştirmeye yönelik programlar yürütmeleri ve daha sağlıklı bir yapı içinde işlevlerini yerine getirmeleri öngörülmektedir. Bu kapsamda YÖK bünyesinde yürütülmekte olan Dünya Bankası destekli Hizmet Öncesi Öğretmen Eğitimi projesinin etkinlikleri ve kaynakları, öğretmen yetiştirmeyi iyileştirme yönünde çok etkin ve verimli olarak kullanılmaktadır.

Projenin program geliştirme kapsamında geliştirilen öğretim materyalleri ve materyallerin tanıtılması amacıyla yapılan geniş çaplı seminerler, burslar kapsamında fakültelerimizin öğretim elemanlarına sunulan yurtdışında yüksek lisans, doktora, doktora sonrası eğitim imkanları ve kısa dönem seminer-inceleme etkinlikleri, donanım kapsamında satın alınan araçlar ve öğretim malzemeleri yoluyla, eğitim fakültelerinin niteliğini geliştirme yolunda, önemli bir aşama kaydedilmiştir. Halen 5’i ABD’de ve 13’ü İngiltere’de eğitim gören 18 yüksek lisans öğrencisi; 24’ü ABD’de, 21’i İngiltere’de ve 4’ü Almanya’da eğitim gören 49 doktora öğrencisi; 15’i ABD’de ve 3’ü İngiltere’de eğitim gören 18 post-doktora öğrencisi bulunmaktadır. Geliştirilen öğretim materyalleri, eğitim fakültelerindeki ilgili derslerde kullanılmaya başlanmıştır. Bu materyallerin ilgili alanlarda bir başlangıç oluşturarak daha etkili ve verimli materyallerin geliştirilmesine yönelik bir ivme kazandırması beklenmektedir. Öğretmen yetiştirme konusunda yapılan çeşitli panel ve toplantılarda, yurtdışında gerçekleştirilen eğitim etkinliklerinin oldukça yararlı olduğu ve bu eğitimin üniversitelerimizdeki öğretmen yetiştirme ile ilgili çabalara önemli katkıları olduğu gözlenmiştir. Satın alınan ekipman ve malzemelerin fakültelere yerleştirilmesi, kullanılmaya başlanması ve yurtdışında eğitim gören öğretim elemanlarının tümünün geri dönmesiyle, bu projenin, eğitim fakültelerinin gelişmesine olan katkısı daha açık olarak ortaya çıkacaktır. Eğitim Fakültesi-Uygulama Okulu İşbirliği Programı, YÖK/Dünya Bankası Hizmet Öncesi Öğretmen Eğitimi Projesinin program geliştirme kapsamında gerçekleştirmeyi düşündüğü önemli etkinliklerden bir diğeridir. Bu program, eğitim fakültelerinin öğretmen yetiştirme konusundaki niteliğini geliştirmedeki önemli bir unsur olarak proje etkinlikleri arasına dahil edilmiş ve proje çerçevesinde yapılan program geliştirme çabalarının bir devamı olarak görülmüştür.

 

 

    1. Meslek Yüksekokulları
    2. Üniversitelerimize bağlı 360 meslek yüksekokulundaki iki yıllık ön lisans programlarına kayıtlı toplam örgün öğretim öğrenci sayısı 1997-1998 eğitim-öğretim yılında 192.326, bu okullardan 1996-1997 döneminde mezun olan öğrenci sayısı ise 42.204’tür.

      Şekil 4.2’den görüldüğü gibi, örgün öğretimdeki meslek yüksekokullarındaki öğrenci sayısı sürekli artış göstermiştir. Bu artışlar gelişen Türkiye endüstrisinin kaliteli ve beceri sahibi ara insangücüne olan ihtiyacının açık bir göstergesidir. Türkiye'de sanayinin ihtiyaç duyduğu ara insangücünü yetiştiren meslek yüksekokullarının şu andaki durumu aşağıda özetlenmiştir:

       

      1. Fiziki imkanlar
      2. Mevcut 360 meslek yüksekokulundan bazılarının kendilerine ait binaları bulunmamaktadır. Bir kısmı devlet dairelerinin kullandığı binalarda görev yapmakta, bazıları ise lise düzeyindeki okullarla aynı binayı paylaşmaktadırlar. Oysa pratik uygulama ağırlıklı olan bu okulların uyguladıkları müfredat programlarının özel tasarımı yapılmış binalarda eğitim-öğretimi sürdürmeleri eğitimin kalitesi yönünden büyük önem taşımaktadır.

        Sanayinin gereksinim duyduğu standartlarda bir eğitim gerçekleştirebilmek için bu okulların iyi teçhiz edilmiş, laboratuvar ve atelyelerin sanayinin uyguladığı teknolojiye uygun donatılmış olması gerekmektedir. Ancak sayıları artan meslek yüksekokullarında maliyeti yüksek olan bu donanımların eksik olduğu bilinmekte, hatta bunların büyük bir bölümü kendilerine alt yapı teşkil eden mesleki ve teknik liselerden tesis, araç ve gereç bakımından daha düşük düzeyde bulunmaktadır.

         

      3. Öğretim elemanı ve öğrenci durumu
      4. Türk yükseköğretiminin genelinde olduğu gibi meslek yüksekokullarında da öğretim elemanı sıkıntısı vardır. Artan öğrenci sayıları öğretim elemanı ihtiyacını da beraberinde getirmektedir. Öğretim elemanı başına düşen öğrenci sayısı, UNESCO standartlarına göre 12 iken, bu sayı Türkiye’de 45’dir. Bu durum, eğitim-öğretim kalitesini önemli ölçüde etkilemektedir.

         

         

      5. Meslek yüksekokullarına gelen öğrenci profilleri
      6. Türk eğitim sisteminin önemli çarpıklıklarından biri, ortaöğretimdeki mesleki ve teknik eğitim ile meslek yüksekokulları arasındaki irtibatsızlıktır. Mesleki ve teknik liselerdeki öğrenci maliyetleri genel liselerdeki maliyetlerin çok üstündedir. Hal böyle iken, ortaokuldan sonra sınavla girilen mesleki ve teknik liselerin mezunları, yükseköğretime girişte ikinci bir sınavla bambaşka alanlara yönelmektedir. Şu anda meslek yüksekokullarına giren öğrencilerin ancak % 30'u meslek ve teknik lise mezunu olup, geri kalan büyük bir bölümü genel lise kökenli öğrencilerdir.

        1996-1997 eğitim-öğretim yılında çeşitli tür mesleki ve teknik liselerdeki okul ve öğrenci sayıları Tablo 6.2’de gösterilmiştir.

         

        Tablo 6.2 Mesleki ve teknik liselerdeki okul ve öğrenci sayıları.

        Okul Sayısı

        Öğrenci Sayısı

        Erkek Teknik Öğretim Okulları 923

        390.806

        Kız Teknik Öğretim Okulları 601

        98.617

        Ticaret ve Turizm Okulları 603

        224.489

        İmam-Hatip Liseleri 601 192.727
        TOPLAM

         

         

      7. Mesleki ve Teknik Eğitim Bölgeleri (METEB)
      8. Mesleki ve teknik liselerden mezun olan öğrencilerin meslek yüksekokullarına girişlerinin yönlendirilmesi ve kolaylaştırılması hususunda bir dizi proje başlatılmıştır. Bu projelerin en önemlilerinden biri; sekiz yıllık kesintisiz eğitimden sonra, mesleki ve teknik ortaöğretimi seçen öğrencilerin, mezuniyetlerinden sonra, kendi alanlarındaki meslekyüksekokullarına sınavsız geçişlerine imkan sağlayan METEB projesidir.

        15’nci Milli Eğitim Şurası’nda da görüşülen ve karara bağlanan bu projede; Sekiz yıllık kesintisiz eğitimi bitiren öğrenciler, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından bir yıllık yönlendirme eğitimine tabi tutulacak ve bunun sonunda kendilerine iki seçenek sunulacaktır. Bunlardan birincisi Genel Lise seçeneği, diğeri de Mesleki ve Teknik Eğitim seçeneğidir.

        Bir yıllık yönlendirme eğitimi sonunda genel liseyi seçen öğrenciler, mezuniyetlerinden sonra ÖSYM sınavlarına girerek kazandıkları dört yıllık programlarda öğrenimlerini sürdüreceklerdir. Mesleki ve teknik eğitim kulvarını tercih eden öğrenciler ise, bu eğitimlerini bitirdikten sonra hiçbir sınava tabi olmaksızın, bölgelerindeki meslek yüksekokullarına geçecekler ve burayı da başarıyla bitiren öğrenciler, yüzde yirmiye varan oranda 4 yıllık programlara dikey geçiş yapabileceklerdir. Dört yıllık programlara dikey geçiş yapan bu öğrencilerin yüzde onu, mesleki ve teknik eğitim fakültelerine yönlendirilerek öğretmen olarak yetiştirilecek ve böylelikle mevcut mesleki ve teknik liselerle, meslek yüksekokullarının öğretim elemanı ihtiyacı da bir ölçüde karşılanmış olacaktır.

        Bu sistemde, Türkiye genelinde birçok mesleki ve teknik eğitim bölgeleri kurulmaktadır. Mesleki ve Teknik Eğitim Bölgesi (METEB), bir meslek yüksekokulu ile müfredat programları bütünlüğü içinde irtibatlandırılmış mesleki ve teknik ortaöğretim kurumlarından oluşmaktadır. METEB içinde yer alan ortaöğretim kurumlarının öğrencileri, ortaöğretim düzeyinde öngörülen şartları yerine getirdikleri ve arzu ettikleri takdirde aynı bölge içindeki meslek yüksekokuluna sınavsız olarak geçirilecektir.

        METEB’ler ve bunların içinde yer alacak olan meslek yüksekokulları ile ortaöğretim kurumları; Milli Eğitim Bakanlığı, Yükseköğretim Kurulu, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme İdaresi (KOSGEB) ve Esnaf ve Sanatkar Konfederasyonu (TESK) yetkili temsilcilerinin oluşturacağı, Mesleki ve Teknik Eğitim Bölgeleri Üst Kurulu’nca belirlenecektir. Ayrıca her METEB içinde, ilgili meslek yüksekokulu müdürünün başkanlığında yukarıda belirtilen kurumların temsilcilerinden oluşan ve METEB Üst Kurulu’na karşı sorumlu olan Bölge Eşgüdüm Kurulları kurulacaktır.

        Şu anda Milli Eğitim Bakanlığı ile ortaklaşa yürütülen bu projede, her üniversite bölgesi bir METEB bölgesi olarak seçilmiştir. METEB’ler içindeki meslek yüksekokulları ile meslek ve teknik liseler tek tek saptanmakta, uyguladıkları programlar gözden geçirilmekte ve program bütünlüğü sağlananlar birbirleri ile irtibatlandırılmaktadır. METEB içindeki bir meslek yüksekokuluna irtibatlandırılan mesleki ve teknik lise öğrencileri, mezun olduklarında arzu ettikleri takdirde anılan meslek yüksekokuluna sınavsız geçiş yapabilecek ve ön lisans eğitimini tamamlayacaklardır. İrtibatlandırılan eğitim kurumlarının yönetim biçimleri, bütçeleri, program geliştirme faaliyetleri, öğretim elemanları görevlendirilmesi ve birbirlerinin imkanlarından yararlanmaları gibi hususlar, METEB Üst Kurul ve Eşgüdüm Kurullarının direktiflerine göre, ortak bir yönetim ve sorumluluk anlayışı içinde yürütülecektir. Bu konu ile ilgili protokol, yönetmelik ve yasa taslağı çalışmaları son aşamasına gelmiştir.

        Çalışmalarda karşılaşılan ve öncelikle çözülmesi gereken problemlerinden biri, METEB bölgelerindeki meslek yüksekokulları ile mesleki ortaöğretim kurumlarının uyguladıkları programların irtibatlandırılmasında karşılaşılan zorluktur. Program irtibatlandırması, bazı METEB’lerde çok kolay olmasına karşın, bazılarında program bütünlüğü sağlanmakta zorluk çekilmektedir. Bu husus özellikle İstanbul, Ankara ve İzmir gibi meslek yüksekokulu sayısının çok az, buna karşın mesleki ve teknik lise sayılarının çok fazla olduğu büyük şehirlerde kendini göstermektedir. Anılan şehirlerde en az 500-100 kişilik ve ortaöğretim programları ile irtibatlandırılmış çağdaş programlar uygulayan yeni meslek yüksekokullarının bir an önce kurulması, büyük ve acil bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmaktadır.

        Sekiz yıllık kesintisiz eğitimi bitiren öğrencilerin kendilerine uygulanacak yönlendirme eğitimi ile, büyük bir çoğunluğunun mesleki ve teknik ortaöğretimi ve bunun sonunda da meslek yüksekokullarını tercih etmeleri sonucu, yükseköğretimdeki teknikleşme oranlarında önemli artışlar sağlanabilecektir.

        1999-2000 eğitim-öğretim yılına yetiştirilebileceği tahmin edilen bu projenin, gelişen Türk sanayinin şiddetle ihtiyaç duyduğu kaliteli ara insan gücü temin etme hedefine önemli katkılarda bulunacağı değerlendirilmektedir. Ayrıca gençliğin genel lise eğitiminden mesleki ve teknik eğitime yönlendirilmesi sonucu, 4 yıllık programlar üzerindeki baskıda bir ölçüde hafifletilmiş olacaktır.

         

      9. Staj/Endüstriye dayalı eğitim

      Bütün meslek yüksekokullarında ve tüm programlarda staj veya endüstriye dayalı öğretim uygulaması vardır. Bireyin gelecekteki çalışacağı iş ortamına uygun koşullarda öğrenim görmesine fırsat veren ve okullardaki eğitimi tamamlayan bir uygulama olarak bu konunun üzerinde önemle durulmaktadır. İş başında veya işle bütünleşik eğitimi sağlayan staj veya endüstriye dayalı öğrenimin kuvvetlenmesi için okul sanayi işbirliğinin geliştirilmesi önem taşımaktadır.

      Mesleki/Teknik eğitimdeki kaynak sıkıntıları ve endüstrinin talebi doğrultusunda hızla artan ara insangücü ihtiyacının geliştirilmesi Endüstriyel Eğitim Projelerinin başlatılmasına neden olmuştur. Dünya Bankası kredisi kullanılarak geliştirilen projelerde yukarıda belirtilen hususlar dikkate alınmış ve bu doğrultuda çalışmalar 1984 yılından bugüne süregelmiştir.

      Meslek yüksekokullarının amaçlarına yönelik, sanayi, ticaret ve hizmet sektörlerinin ihtiyaç duyduğu ara insangücünün niteliğini ve niceliğini artırmak ve bu okulları uluslararası standartlara ulaştırabilmek için 32,7 milyon ABD doları tutarında Dünya Bankası kredisi kullanılarak 1985 yılında I. Endüstriyel Eğitim Projesi başlatılmıştır. Bu proje kapsamına alınan 8 meslek yüksekokulunda tamamen yeni bir yapılanmaya gidilmiş, programları geliştirilmiş, öğretim üyelerinin sayıları artırılarak bunlardan 199'u yurtdışında eğitilmiş ve laboratuvarları en son teknolojiyi içeren teçhizatla donatılmıştır. Tamamlanmış olan birinci proje kapsamındaki 8 meslek yüksekokulu batıdaki emsalleri düzeyindedir.

      1989 yılında II. Endüstriyel Eğitim Projesi için Dünya Bankası'ndan 102,8 milyon ABD doları tutarındaki kredi sağlanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti tarafından 50 milyon dolar inşaat harcamaları için taahhüt edilmiş ve 22 meslek yüksekokulunun fiziksel imkanları, program bazında hazırlanan standart tasarım ilkeleri doğrultusunda projelendirilmiş ve inşaatlar tamamlanmıştır. Halen sürmekte olan bu proje kapsamında bulunan meslek yüksekokullarının atölye ve laboratuvarları son teknolojiye sahip teçhizat ile donatılmaktadır. Bu okulların kadroları genişletilmiş ve öğretim elemanlarından 533'ü yurtdışında eğitilmiştir.

      II. Endüstriyel Eğitim Projesinin diğer bir amacı ise mesleki ve teknik öğretmen ihtiyacını karşılamaktır. Bu doğrultuda Gazi Üniversitesi Teknik Eğitim, Gazi Üniversitesi Mesleki Eğitim, Gazi Üniversitesi Endüstriyel Sanatlar, Gazi Üniversitesi Ticaret ve Turizm, Gazi Üniversitesi Yaygın Eğitim, Marmara Üniversitesi Teknik Eğitim ve Fırat Üniversitesi Teknik Eğitim Fakülteleri proje kapsamına alınmış ve öğretim elemanlarına yurtiçi ve yurtdışı eğitim verilmiştir. Bu amaçla 234 öğretim elemanı yurtdışında eğitimi ile laboratuvar ve atölyelerin donatımı tamamlanmıştır.

      Proje kapsamında yapılan çalışmalardan bir diğeri de, meslek yüksekokullarında uygulanan stajı, Endüstriye Dayalı Eğitim (EDE) adı altında geliştirmek ve okul sanayi işbirliğini kuvvetlendirici çalışmaları artırmak olmuştur. Bu çalışmaların başında EDE yönetmeliği gelmektedir. 12 haftaya çıkarılan EDE uygulaması bütün proje kapsamında bulunan okullar tarafından uygulanmaktadır. Diğer bir çalışma ise, İstanbul Sanayi Odası (İSO) ile yapılan işbirliğidir. Bu maksatla Şubat 1997 tarihinde YÖK ile İSO arasında okul-sanayi işbirliğini içeren bir protokol imzalanmış olup başarıyla sürdürülmektedir.

      Yürürlükte olan 3308 sayılı Çıraklık ve Mesleki Eğitim Kanunu kapsamında uygulanan staj yönetmeliği sadece meslek ve teknik liseler için geçerli olup meslek yüksekokullarını kapsamamaktadır. Bu eksikliği gidermek için Milli Eğitim Bakanlığı’nın yeni hazırlamış olduğu Meslek Eğitimi Kanunu taslağına, yükseköğretim öğrencilerinin staj eğitimleri de dahil edilmiştir. Bu yasanın yürürlüğe girmesiyle, endüstriye dayalı eğitim ve okul-sanayi işbirliği çalışmalarında büyük mesafe katedilmiş olacaktır.

      Özetle, ülkemizde halen faal olan toplam 360 meslek yüksekokulundan teknik programlara sahip 286 meslek yüksekokulu bulunmaktadır ve bu okulların sadece 30'u dünya standartlarına uygun hale getirilmiştir. Yaklaşık % 10'luk bir gelişmişlik, henüz mesleki teknik eğitim için yeterli değildir. Türkiye genelinde üçüncü bir meslek yüksekokulları projesine daha ihtiyaç duyulmaktadır. Bu doğrultuda gerekli girişimler Devlet Planlama Teşkilatı ve Hazine Müsteşarlığı'na sunulmuştur.

       

       

    3. Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi

Cumhuriyetimizin laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olma niteliklerinin korunabilmesi, Atatürk ilke ve inkılaplarını doğru kavramış gençlerin yetiştirilmesine bağlıdır. Bu nedenle, üniversitelerimizde okutulan Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi dersinin amacına uygun olarak işlenmesi, ülke rejimi ve geleceği için büyük önem taşımaktadır.

Bu amaçla, 17 Haziran 1997 tarihli YÖK Yürütme Kurulu toplantısında bir komisyon oluşturulmasına karar verilmiştir. Ankara, Atatürk, Boğaziçi, Dokuz Eylül, Hacettepe ve İstanbul Üniversiteleri bünyelerinde yer alan Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü Müdürleri; Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu; Atatürk Araştırma Merkezi ve Türk Tarih Kurumu Başkanları ile 1 Temmuz 1997 günü Ankara’da yapılan toplantıda, dersin daha yararlı olabilmesi için neler yapılabileceği geniş bir şekilde tartışılmıştır.

YÖK Yürütme Kurulu, 9 Temmuz 1997 tarihli toplantısında ise Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi dersinin üniversitelerimizde verilişi ve işlenişine ilişkin sorunları saptamak, yöntem geliştirmek ve dersi veren tüm öğretim elemanlarına hizmet içi eğitim vermek amacıyla Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüleri’nin bulunduğu üniversitelerimizde bölgesel seminerler düzenlemeye karar vermiştir. Ayrıca,

kararları alınarak üniversite rektörlüklerine bildirilmiştir.

Bu kararlar doğrultusunda, Abant İzzet Baysal, Ankara, Başkent, Bilkent, Cumhuriyet, Erciyes, Gazi, Kırıkkale, On Dokuz Mayıs, Osmangazi ve Selçuk Üniversiteleri öğretim elemanlarının katıldığı ilk seminer, 13-15 Ekim 1997 tarihleri arasında Ankara Üniversitesi’nde; Fatih, İstanbul, İstanbul Teknik, Kadir Has, Kültür, Maltepe,Marmara, Mimar Sinan, Trakya, Çanakkale, Uludağ Üniversiteleri ile Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü öğretim elemanlarının katıldığı ikinci seminer ise 6-7 Ocak 1998 tarihlerinde İstanbul Üniversitesi’nde gerçekleştirilmiştir. Adnan Menderes, Afyon Kocatepe, Balıkesir, Celal Bayar, Dokuz Eylül, Dumlupınar, Ege, Muğla, Pamukkale Üniversiteleri ile İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü öğretim elemanlarının katılacağı üçüncü seminer, Nisan ayı içerisinde Dokuz Eylül Üniversitesi’nde yapılacaktır.