EK
– 3
ÜNİVERSİTEYE
GİRİŞ SINAVLARINA HAZIRLIK
VE
YAPILAN HARCAMALAR
Yükseköğretim
Kurulu Başkanlığı’nın, alacağı önemli kararlara bilimsel bir temel oluşturmak
amacıyla, Dünya Bankası kredisi kullanarak tamamladığı Üniversite Öğrencilerinin Aile Gelirleri, Kişisel Harcamaları ve
Öğrencilerin İş Beklentileri başlıklı araştırması, 1997 yılı içerisinde
Türk üniversitelerinin tüm lisans ve ön lisans
programlarında okuyan öğrencileri temsil eden yaklaşık 80 bin öğrenci
üzerinde yapılan anketin verilerine
dayanmaktadır.
Araştırmanın
kapsamı geniş olmakla birlikte, burada yalnızca öğrencilerin üniversiteye giriş
için yaptıkları hazırlıklar ve harcamalar konusunda ilginç ve düşündürücü
sonuçlar verilmiştir.
Üniversiteye
hazırlık, Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sınavlarında başarılı olmak amacıyla
formal eğitimin dışında alınan her türlü eğitimi kapsamaktadır. Literatürde gölge
eğitim olarak da tanımlanan bu tür eğitim, arzın sınırlı olup
yükseköğretime geçişin merkezi sınavlar sonucu karar verildiği bir çok ülkede
de (örneğin, Japonya, Tayvan, Güney Kore, Yunanistan) yaygın bir şekilde
görülmekte ve yükseköğretime geçişte önemli bir rol oynamaktadır. Ülkemizde,
Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sınavlarına (ÖSS
ve ÖYS) hazırlık için faaliyet
gösteren başlıca özel kurs türleri şunlardır: Özel dershaneler, özel dersler,
özel grup dersleri, halk eğitim merkezi kursları, öğrencinin kendi lisesindeki
hafta sonu kursları. Ayrıca, özel kurslara katılmayıp kitap, dergi ve gazete
satın alarak kendi başlarına hazırlanan öğrenciler de bulunmaktadır.
Araştırma
sonuçlarına göre, üniversitede öğrenim gören öğrencilerin % 78'i özel kurslara
katılarak, % 14'ü ise kitap, dergi ve gazete satın alarak Öğrenci Seçme ve
Yerleştirme Sınavlarına hazırlanmışlardır. Öğrencilerin sadece % 8'i hiçbir
harcama yapmadan sınavlara kendi başlarına lise bilgilerini tekrarlayarak
hazırlanmışlardır.
Özel
kurslara katılan öğrencilerin % 88'i özel dershaneler, % 12'si ise özel
dersler, özel grup dersleri, halk eğitim merkezleri ve öğrenim gördükleri
liselerin hafta sonu kursları yoluyla hazırlanmışlardır.
Öğrenci
ailelerinin gelir dilimlerindeki artışla birlikte kurslara katılma yüzdelerinde
de bir artış gözlenmektedir. 15 milyon TL altında gelire sahip öğrenci
aileleri, aylık gelirlerinin yaklaşık 5 katını; 30 milyon TL ortalama aylık
gelire sahip olan ailelerin, aylık gelirlerinin 3 katını; orta gelir grubunda
sayılan ve 70 milyon TL aylık gelire sahip ailelerin, aylık gelirlerinin 2
katını kurslar için harcadıkları görülmektedir. Üst gelir gruplarında ise kurs
için yapılan harcamalar yaklaşık bir aylık gelirle karşılanmaktadır.
Özel
kurslara katılan öğrencilerin, 1997 yıl ortası rakamlarına göre yapmış
oldukları ortalama harcama 148 milyon TL'dir. Özel kurslara katılmayıp,
sınavlara kitap ve dergi alarak hazırlanan öğrencilerin ortalama harcaması ise
43 milyon TL'dir. Bu harcamalar, vakıf üniversitelerinde öğrenim gören
öğrencilerde sırasıyla 160 milyon TL ve 41 milyon TL, devlet üniversitelerinde
ise 148 milyon TL ve 43 milyon TL’dir. Devlet üniversiteleri ile vakıf
üniversiteleri arasında, üniversiteye giriş için yapılan harcamalar bakımından
önemli bir farklılık görülmemektedir.
Üniversiteye
giriş için yapılan harcamalar, öğrenim görülen üniversiteye göre önemli
farklılıklar göstermektedir. Devlet üniversiteleri örnek alınırsa, yapılan
harcamalar ODTÜ’de 143 milyon TL, Galatasaray Üniversitesi’nde 136 milyon TL,
Başkent Üniversitesi’nde 123 milyon TL, Hacettepe Üniversitesinde 175 milyon
TL, Harran Üniversitesi’nde 83 milyon TL, Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde ise 113
milyon TL’dir.
Kurslara
gitmeyen öğrenciler de dahil olmak üzere öğrenci başına yapılan harcama, 1998
yılı Mayıs ayı fiyatlarına göre, öğrenci başına 240 milyon TL olarak
hesaplanmıştır. İyimser bir hesaplama ile, birden fazla alınan kurslar
nedeniyle, bu ortalama harcama düzeyinin % 30 fazlası kadar harcama yapıldığı
varsayılırsa, yalnızca üniversiteye yerleşecek öğrencilerin ortalama
harcamaları 320 milyon TL olarak hesaplanabilir. 1997-98 öğretim yılında örgün
öğretime yerleşen öğrenci sayısı yaklaşık 200 bin olduğuna göre, yıllık harcamalar toplamının 64 Trilyon TL’yi
bulması beklenmektedir. Açık öğretim ve ikinci öğretim programlarına yerleşen
600 bin öğrencinin, örgün öğretime giren öğrencinin dörtte biri kadar harcama
yaptığı (80 milyon TL) varsayılırsa, yıllık toplam harcamaların 144 Trilyon
TL’yi bulması beklenmektedir. Ayrıca, üniversiteye yerleşemeyecek olan
öğrencilerin yaptıkları harcamaların bu rakama eklenmesi ile, gölge eğitim
sektörünü besleyen nakit akışların boyutları daha net olarak
anlaşılabilecektir. İstatistiksel tahminler, toplam nakit akışının 200 ile 250
Trilyon TL arasında olduğunu göstermektedir. Bu hesaplamanın daha sağlıklı
yapılabilmesi için, öğrencilerin önceki yıllarda aldıkları hazırlık kursları
için yapılan harcamaların bilinmesi ve ayrıca örgün öğretim programları dışında
kalan kesimin ne kadar harcama yaptığının belirlenmesi gerekmektedir.
Sınav
sisteminin ortaya çıkardığı gölge
eğitim sektörü, her geçen yıl hızlı ve kararlı biçimde büyümektedir. Bu
sektör, yükseköğretime geçişte kendince bir görev üslenmiştir. Yalnızca
öğrencileri üniversite giriş
sınavlarında başarılı kılmayı amaç ve görev edinmiş bu kurumların gerçek
anlamda öğretim yapmasını beklemek işin doğasına aykırıdır. Bu nedenledir ki,
ortaöğretim kurumlarının eksik bıraktığı öğretimi tamamlama görevini
üniversiteler üstlenmişlerdir. Yükseköğretim
programlarının çoğunda birinci yıl derslerinin, öğrencilerin
ortaöğretimden gelen eksikliklerini gidermeye yönelik olduğu görülmektedir. Böylece,
zaten kaynak sıkıntısı çekmekte olan üniversiteler bu yönde çaba göstererek istemedikleri halde mevcut kaynaklarını
da boşa harcamaktadırlar.
Diğer
yandan, kamuoyunda mevcut sisteme olan itirazlar ve tartışmalar en alt düzeyde
seyretmektedir. Öğrenci aileleri de çaresizlikten dolayı durumu kabullenmiş
görünmektedir. Öyle anlaşılıyor ki, üniversite çağına gelen evlatlar için her
türlü maddi ve manevi özveri göze
alınmaktadır. İyimser tahminlere göre, öğrenci velilerinin 200 Trilyon TL düzeyini aşan yıllık harcama
miktarı, yalnızca özveri ile oluşan bir kaynaktan yapılmaktadır. Öğrencileri
ve ailelerini tatmin edecek çözümler uygulamaya konulduğu taktirde bu kaynağın daha fazlası çözüm üretenlere doğru
yön değiştirebilir.
Herkesi
tatmin eden çözüm, yetenekli öğrencilerin istediği yükseköğretim programında okumasına
imkan tanınması biçiminde ifade edilebilir. Ancak, bir yükseköğretim
programına olan talebin en önemli unsuru kalitedir. Bugün vakıf üniversiteleri
talep edilen programları açarak ve belirli bir kalite düzeyini tutturarak bu
potansiyel kaynağın bir kısmını kullanmaktadır.
Bugün
için, katkı payı olarak bilinen yıllık
okul harçları, üniversitelerin bir yıllık cari giderlerinin ancak % 10’unu
karşılayabilmektedir. Oysa, öğrenci ailelerinin, daha çocukları üniversiteye
girmeden hazırlık kursları için yaptıkları harcamaların tutarı üniversitelerin
bir yıllık cari harcamalarının % 50’sini bulmaktadır. Bu önemli kaynağı daha
akılcı ve verimli kullanmayı sağlamanın yolu, yükseköğretime geçiş için toplumu
tatmin edecek çözümler üretmektir.