Ek-2’de, Avrupa’daki çeşitli
ülkelerde yükseköğretime öğrenci kabulü için kullanılan yöntemler kısaca
açıklanmıştır. Bu yöntemler ülkeden ülkeye farklılıklar göstermektedir.
Yükseköğretim,
bazı ülkelerde ortaöğretimi veya eşdeğerini başarıyla tamamlayan herkese teorik
olarak açıktır. Bazı ülkelerde ise, kontenjan sınırlaması uygulanmakta ve
yükseköğretime giriş kontrollü olarak yapılmaktadır. Burada göz önüne alınması
gereken iki faktör, yükseköğretime yeni başlayacak öğrenciler için gerek
üniversitelere gerekse öğrenimleri boyunca öğrencilere yeterli mali kaynağın
sağlanabilmesidir. Her iki desteğin devlet veya özel sektör tarafından hangi
düzeyde ve nasıl karşılanacağı, her zaman olmasa bile, üniversiteye giriş için
kullanılan yöntemi belirlemelidir.
Yükseköğretimin herkese açık olduğu durumlarda merkezi
yerleştirmeye gerek yoktur. Ancak, yükseköğretimde kontenjan sınırlaması olduğu
durumlarda, öğrenci seçiminin merkezi olarak yapılması zorunlu hale
gelmektedir.
Bilgisayar programı yardımıyla adayları merkezi olarak
yükseköğretim kurumlarına yerleştiren beş ülke bulunmaktadır. Bu ülkelerden
Yunanistan’da, merkezi olarak yapılan giriş sınavı sonuçlarına göre yerleştirme
yapılmaktadır. Bilindiği gibi, ülkemizde Öğrenci
Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) tarafından yapılan yerleştirmede, giriş
sınavı yanında ortaöğretim başarı puanı da göz önüne alınmaktadır. İsveç ile
İrlanda’da, ortaöğretimi bitirirken girilen sınav sonuçlarına göre yerleştirme
yapılmaktadır. Portekiz’de ise, ortaöğretimin son üç yılındaki not ortalaması,
ortaöğretimi bitirme sınavında alınan not ve giriş sınavı sonuçları,
yerleştirmede etkili olmaktadır.
Merkezi sistemin uygulandığı Almanya, Hollanda, İngiltere
ve Slovenya’da yerleştirme için bilgisayar kullanılmamaktadır.
Bazı ülkelerde başvurular, ulusal bir takvim çerçevesinde
doğrudan yükseköğretim kurumlarına yapılmaktadır.
Avrupa’daki ülkelerde genellikle yükseköğretim kurumlarına
doğrudan başvurma yönteminin tercih edildiği görülmektedir. Yedi ülkede sadece
ortaöğretimi bitirme sertifikası yeterli görülürken, diğerlerinde buna ek
olarak sınav düzenlenmektedir.
Yükseköğretim kurumlarına girişte uygulanacak yöntemlerde
göz önüne alınması gereken hususlar, Scott (Admissions
Systems – Comparative Study, UCAS, 1996) tarafından şöyle özetlenmiştir:
1.
Adaylar mümkün olduğu takdirde mülakata çağrılmalı veya
adayların izlemeyi düşündükleri program hakkında bilgi sahibi olmalarını sağlamak
amacıyla yükseköğretim kurumlarına belirli günlerde ziyaretler düzenlenmelidir.
Adaylar,
genellikle tercih etmek istedikleri programın adından başka bir şey
bilmemektedirler. Yükseköğretim kurumları tarafından hazırlanan tanıtıcı
broşürler yardımıyla ilgili program hakkında kabaca fikir edinilebilir. Ancak,
adayların, gerek öğretim üyeleri gerekse halen okumakta olan öğrencilerle
doğrudan temaslarının sağlanmasında yarar vardır.
Finlandiya’nın,
lisenin son iki yılında öğrencilere uyguladığı son derece iyi hazırlanmış bir
danışmanlık sistemi bulunmaktadır. Başvurular Şubat ile Haziran ayları arasında
doğrudan üniversitelere yapılmakta ve adayların bu süre içerisinde programları
değerlendirmek için ayrıca fırsatları olmaktadır.
İngiltere’de
de oldukça gelişmiş, ancak pahalı bir rehberlik ve danışmanlık sistemi vardır.
Yükseköğretim kurumları temsilcilerinin okullara ve kolejlere sık sık ziyareti;
kataloglar ve promosyon malzemeleri; bağımsız mesleki danışmanlık
servislerinden mesleklerle ilgili öneriler; eğitim fuarlarına, üniversitelere
ve ECCTIS’e
(ulusal yükseköğretim veritabanı) ziyaretler; UCAS’ın danışmanlık
aktiviteleri, bu sistemin parçalarıdır. Ancak, tüm bunlara rağmen, birçok
öğrencinin yanlış program seçtikleri belirlenmiştir. Roberts ve Higgins (Higher Education: The Student Experience,
1992) tarafından yapılan araştırma, 2. sınıfa başlayan öğrencilerin % 22’sinin,
doğru programa başlayıp başlamadıkları konusunda tereddüt içinde olduklarını
veya yanlış seçim yaptıklarını düşündüklerini ortaya koymuştur.
2.
Yükseköğretime giriş için yapılan düzenlemelerden sorumlu
kuruluşlar, ortaöğretim ile yükseköğretim arasındaki kesişme noktasında,
adayların hazırlanması ve yönlendirilmesi konularında önemli rol
üstlenmelidirler.
Giriş
sistemi, yükseköğretimdeki fırsatların neler olduğundan adayları haberdar
etmelidir. Sistem, ortaöğretim kurumlarıyla işbirliği içinde olmalı ve bu
alandaki rehberlik kurumlarıyla beraber çalışmalıdır. Sistemin, yükseköğretim
kurumlarına başlayan öğrencilere hangi kaynaklardan mali yardım veya burs
sağlayabilecekleri konusunda bilgi vermesi faydalı olacaktır.
3.
Kabul koşulları kurumlar tarafından açıkça belirtilmeli
ve başvurudan önce adaylara duyurulmalıdır.
Adayların,
yükseköğretim kurumlarının kabul ölçütlerinin ne olduğunu bilmeleri en tabii
haklarıdır. Kurumlar, kayırma amacıyla kişiye özel ölçütler uygulamamalıdır.
Adaylara
kesin ve açık bilgi verilmesi son derece önemlidir. Bu konuda başarılı olan
ülkelerin başında Almanya, Finlandiya, İngiltere, Slovak Cumhuriyeti ve Türkiye
gelmektedir. Bu bilgileri içeren kitapçığın basım tarihi de önemlidir. Arz ve
talep arasındaki değişiklikler, giriş koşullarını etkileyebilir. Kurumlar,
talepteki dalgalanmaları göz önüne alarak, kabul için gereken not barajlarında
ve/veya giriş sınavıyla ilgili düzenlemelerde değişiklik yapmalıdır.
4.
Yükseköğretime giriş ölçütleri, mümkün olduğu takdirde,
adayların ortaöğretimdeki başarılarını göz önüne almalıdır.
Tüm
ortaöğretim süresi boyunca gösterilen akademik başarı mutlaka göz önüne
alınmalıdır. Örneğin, Macaristan ve Portekiz gibi ülkeler, ortaöğretimin son
yıllarında gösterilen başarıyı üniversiteye giriş için değerlendirmektedir.
Bazı ülkelerde ise, ortaöğretimin sonunda bitirme sınavı yapılmamakta, bitirme
sertifikası için tüm eğitim boyunca yapılan değerlendirme göz önüne
alınmaktadır.
5.
Yerleştirme sistemi, öğrencileri istedikleri programa
yerleştirmede etkin olmalıdır. Böylece, adayların başarısızlıkları veya
program/üniversite değiştirme istekleri en alt düzeye inecektir.
Herkesi
istediği programa yerleştirmek mümkün değildir. Ayrıca, bazı adayların girmek
istedikleri programı kendi arzuları dışında gelen baskılar (anne-baba, arkadaş,
vb) sonunda seçtiği de bilinen bir gerçektir. Bu nedenle, etkin bir rehberlik
ve danışmanlık servisinin kurulmasında yarar vardır.
6.
Adaylar üzerindeki stresi minimum düzeyde tutabilmek
için, başvuru ile yerleştirme arasındaki süre çok uzun olmamalıdır.
7.
Yerleştirme süreci şeffaf olmalı ve kullanılan yöntemler
tüm adaylar tarafından anlaşılmalıdır.