| Yazıyı İndirmek İçin Tıklayınız. |
DADIYA
VEDA MI EDİYORUZ?
Singapur, çocuklara bağımsız fakat asi olmayan şekilde düşünmeyi öğretiyor. Dorinda Elliott (Newsweek Dergisi, 6 Eylül 1999, Sayfa: 59-61) Crescent kız okulunda, sarı gömlekleri ve lacivert etekleriyle düzgün giyimli gençler, kantindeki sanal kafede bilgisayar terminallerinin başında oturuyorlar. Yepyeni bir fen bilgisi laboratuvarında ise kızlar diğer bilgisayar terminalleri başında toplanmış, kalp-damar sistemini inceliyorlar. Etrafta öğretmen görebilmek zor. Öğretmen, sınıfın önünde hiç kıpırdamadan duran eski öğretmenlerin aksine, bir bilgisayar ekranından diğerine dolaşarak öğrencilere önerilerde bulunuyor. Crescent’in enformasyon teknolojisi bölüm başkanı Cheryl Ng, “Öğrencilerin başında durmayı en aza indirgemiş bir yaklaşıma destek veriyoruz” diyor. Öğrencilerden 14 yaşındaki Amanda Bae, “Bu yaklaşım eskisinden daha eğlenceli çünkü, öğrenmeyi kendi hızımıza göre ayarlayabiliyoruz” derken diğer arkadaşları da ona katılıyorlar. Bu bir devrimin başlangıcı. Son zamanlara kadar Singapur, gerek halkı yönetmekte, gerekse çocukları eğitmekte, Konfüçyus’un disiplin odaklı yaklaşımını benimsemişti. Hükümet, bir dadı gibi davranarak, kimlerin çocuk sahibi olması gerektiğinden tuvalette sifonun hangi sıklıkla çekilmesi gerektiğine kadar her konuda öğütler verirdi. Tartışma ortamı hemen hemen hiç yoktu. Ancak, iki yıl önce Singapurlu yöneticiler, ileride kendilerini bekleyen krizi gördüler: Singapurlular ileri teknoloji mallarını verimli bir şekilde üretebiliyor ancak, yeni teknolojilerin nasıl üretilebileceğini çok az kişi düşünebiliyordu. Kıdemli bakanlardan Lee Kuan Yew, yaratıcılıktan yoksun olmanın, ülkenin Bilgi Çağı’na katılımını engelleyeceğinden kaygı duydu. Bu amaçla başlatmış olduğu reform programında tüm okullara daha yaratıcı olmaları olmaları için hemen harekete geçmeleri gerektiğini bildirdi. Başkaldırıya karşı hoşgörüsüzlüğü ile tanınan bir hükümetin insanlara özgür davranmalarını söylemesi, komik bir ikileme neden olmaktadır. Yaratıcılığın nasıl öğretileceğine yönelik direktifleri içeren kalın dosyaların yardımıyla, ilgililerin önem verdikleri konular şunlardır: takım çalışması, beyin fırtınası ve problem çözme, tek doğru cevap arama düşüncesinden uzaklaşma. Yukarıdan aşağıya doğru hiyerarşik yaklaşım yok olmak üzeredir. Başbakan Goh Chok Tong, 1997 yılında yapılan Düşünce Konferansı’nda şu görüşleri dile getirmiştir: “Sadece yöneticilerin düşünüp, geri kalanların söylenenleri yapması gerektiği fikrinden uzaklaşmak zorundayız.” Hükümet, çocuklara bağımsız fakat asi olmayan şekilde düşünmeyi öğretmeyi amaçlamaktadır. Bazıları için bu tartışmalı bir tekliftir. Önde gelen iş adamlarından biri bununla ilgili olarak şu yorumu yapmaktadır: “İnsanlara kendileri için düşünmeyi öğrettiğinizde, sizin istediğiniz yönde düşünmeyeceklerdir.” Bunlar bir gecede olacak işler değildir. Singapurlu öğrenciler hala stres altındalar. Eğitim sistemi, parlak öğrencileri 12 yaşından itibaren diğerlerinden ayırarak onlara daha iyi imkanlar sunmakta ve öğrenciler bu ağır yükle boğuşmak zorunda kalmaktadırlar. Öğrencilerin çantası o kadar ağırdı ki, hükümet birkaç yıl önce bu yükü hafifletmek için bir komisyon oluşturulmasını gündeme getirmiştir. Önerilerden biri, daha az kalem taşıyın şeklindeydi. Eğitimciler, ABD’de uygulanan ve bilgiden çok analiz becerisini ölçen SAT sınavına benzer sınavlar oluşturmayı planlamaktadırlar. 1992 yılından itibaren her ortaöğretim öğrencisi başına düşen eğitim harcaması % 30’un üzerinde artarak 3.000 dolara yükselmiştir. Hükümet bilgisayarlara 1,2 milyar dolar yatırım yapmaktadır. 2002 yılı itibarıyla, tüm sınıflarda her iki öğrenciye bir bilgisayar düşecektir. Bu işin kolay tarafı. Eğitim Bakanı Teo Chee Hean, “Bilgi teknolojisini yaygınlaştırmada iyiyiz. Ancak, teknolojiyle fırsatları nasıl örtüştüreceğiz?” demektedir. Eğitimciler ve yatırımcılar, öğrencilerin işyükünü % 30 azaltacak bir plan yaptılar. Teo, “En önemli şey öğrencilerimizin zamanını artırmaktır” diyor. Hükümet, öğrencilere düşünmek ve oyun oynamak için zaman ayırmanın, onların yaratıcı işçiler olarak yetişmelerine yardımcı olacağını ummaktadır. Tüm bunların ötesindeki amaç, ekonomik rekabeti artırmaktır. Hükümet, MIT (Massachusetts Institute of Technology) ile mühendislik; Johns Hopkins üniversitesi ile tıp; Wharton, Chicago üniversitesi ve Fransa’nın Avrupa İşletme Enstitüsü (European Institute of Business Administration) ile de işletme alanlarında olmak üzere 5 yeni ortak program geliştirmiştir. Singapur, yenilikçi düşüncenin bölgesel okullara yayılmasına yardımcı olarak üniversitelere bu konuda destek olmayı ummaktadır. Chicago üniversitesi, Singapur kendilerine vergi muafiyeti tanıyıp kuruluş masraflarını karşılayıncaya kadar Hong Kong’da yapılanmaya karar verdi. Bir yıl sonra, Singapurlu öğrenciler fiziksel görünümü açısından tamamen Amerikan işletme sınıflarına benzeyen sınıflarda eğitime başlayacaklardır. Chicago Üniversitesi Lisansüstü İşletme Okulu Dekan Yardımcısı Bill Kooser, öğrencilerin sınıf içinde beyin fırtınası tekniğini kullanarak küçük takımlar halinde çalışacaklarını belirttikten sonra şunları ekliyor: “İnsanlara ne düşünmelerini değil, nasıl düşünmeleri gerektiğini öğretmeliyiz.” Yaratıcı yaklaşıma olan talep hızla artıyor. Peter Low, ilkokullarda, kolejlerde ve büyük şirketlerde görev yapmış, yenileşme yanlısı bir eğitim uzmanı. Sınıfındaki işadamları kendisini dikkatle dinlerken sürekli şakalar yapıyor ve şunları söylüyor: “Yaratıcılık sadece araştırma ve geliştirmede çalışanlar için değildir.” Bilyeleri bir tepsi içinde daire haline getirdikten sonra, “Eğitim sistemimizin bugüne kadarki amacı, düşüncelerimizi belirli kalıplar doğrultusunda oluşturmaktı.” Tepsi içindeki bilyeleri dağıttıktan sonra ekliyor, “Bundan sonraki amacımız ise, daha önce hiç kimsenin görmediği bir kalıp oluşturmak olacaktır.” Belki bir gün bu bilyeler, gelişme ile otoriter yönetimi başarıyla bağdaştırarak Singapur’un ekonomik sistemini kuran liderlerin ruhunu rahatsız edebilir. Olaya şüpheci gözle bakanlar, sadece daha üretken bir toplum yaratmak amacına yönelik olarak eğitimin kurallarını değiştirmenin, gerçek amacı gözden kaçırmak olduğunu düşünüyorlar. Singapur Ulusal Üniversitesi’nden sosyolog Chua Beng Huat, görüşlerini “Eğitimin ekonomik yaklaşımlı bu tanımı, bireyin yaratıcılığını ve yeteneklerini en üst düzeye çıkarma girişimlerini engellemektedir” şeklinde belirtiyor. Singapurlular,
bugüne kadar öğrencilerinin parlamasını sağlayan disiplini elden bırakmak
istemediklerini söylüyorlar. Eğitim Bakanı Teo, “Bilgiye dayalı ekonomi
olmak istiyoruz” diyerek ekliyor: “Bazıları kurtuluş ışığının sadece kaos
durumunda ortaya çıkacağını düşünürler. Ben aynı fikirde değilim. Eğer
kontrolü tamamen elden bırakırsak, yeni fikirler üretemeyiz.” Hükümet,
hem yaratıcı düşünceye sahip, hem de itaatkar insanlar yetiştirebilir
mi? Crescent Okulundaki tertemiz giyimli kız öğrenciler, bir ziyaretçi
geldiğinde saygıyla ayağa kalkmakta, bundan rahatsız olan yöneticiler
ise çalışmalarına devam etmelerini işaret etmektedirler. Kim bilir, Singapur’un
gelecekteki mezunları, belki birgün dadılarının önüne geçeceklerdir. |