(Banttan
deşifre edilen metin)
Kemal GÜRÜZ
Yeditepe Üniversitesi kampusundan içeri girip de bir Türk olarak
heyecanlanmamak gurur duymamak mümkün değil. Ben bu hazzı birçok kez
yaşadım, bugün çok daha fazlasıyla yaşıyorum, fevkalade
heyecanlıyım,onun için sürçü lisan edersem bağışlanmamı rica ediyorum.
Bu kampusa girdiğinizde Selçuklu mimarisinin stilize edilerek günümüze
yansıtılmış en güzel örneklerinden birini görürsünüz. Bu kampusta
Türkiye’nin önde gelen bilim adamlarının önderliğinde şu anda en ileri
düzeyde bilimsel araştırmaların yapıldığını görürsünüz. Başka bir
köşesinde kitlesel eğitim yapıldığını görüyorsunuz. İşte bugün biraz
önce bu sahnede sergilenen ve daha sonra bu sempozyumda ifade edilecek,
hem göze, hem ruha, hem beynimize hoş gelen kültürel faaliyetlerin
yapıldığını görüyorsunuz. Bu kampusta Türk insanının Büyük Atatürk’ün
gösterdiği çağdaş medeniyeti aşma azmini görüyorsunuz. Bütün bunların
altında bu kampusta değerli dostum Sayın Bedrettin Dalan’ın ruhunun
güzelliklerini görüyorsunuz,beyninin işlekliğini görüyorsunuz,kalbini
dolduran sevginin izlerini görüyorsunuz. Sağolun efendim, sizi
kutluyorum.
Ayrıca ifade etmek
istiyorum ki, benzer güzellikleri kimi zaman daha fazla, kimi zaman daha
mütevazi şartlarda olmak üzere, Türkiye’nin dört bir tarafından
görüyorsunuz; 76 üniversitemizde görüyorsunuz. Cumhuriyetin kaleleri
olan, büyük Türk milletinin kaleleri olan 76 tane üniversitemizde
görüyorsunuz. Kars’ta Kafkas Üniversitesi, Muğla’da Muğla Üniversitesi,
Edirne’de Trakya Üniversitesi’nde, Van’da 100.Yıl Üniversitesi’nde,
Samsun’da 19 Mayıs Üniversitesi’nde, Mersin’de Mersin Üniversitesi’nde,
yurdumuzun dört bir yanında Türk kültürünü bulabiliyorsunuz. Nerelerden
bugünlere geldik. 1923 yılında 2914 yükseköğretim öğrencisi var Türkiye
Cumhuriyeti’nde;. 307 tane de öğretim akademik personel var. Bir tek de
Darülfünun var. Geçtiğimiz yıl itibariyle 1.677.936 öğrenci 76
üniversitemizde öğrenim görüyor. Bunların 53 tanesi devlet üniversitesi,
23 tanesi vakıf üniversitesidir. 71.290 akademik personel orada görev
yapıyor. Yani 80. yılına girdiğimiz Cumhuriyet döneminde yüksek öğrenim
sistemi 500 kat büyümüş. Bunun dünyada başka bir örneği yok. Bundan
20 yıl önce 300 civarında olan yayın sayımız 9000 e yükselmiş, Yani 20
yılda 30 kat artış. Bütün bunlardan herkesin gurur duyması lazım. Bütün
bunlar nasıl oldu ? Bütün bunlar yıkılan, çöken, dağılan, tasfiye edilen
bir imparatorluktan 35 devletle birlikte doğan, Büyük Atatürk’ün
önderliğinde kurulan genç Türkiye Cumhuriyeti’nde oldu. Düşünün,
1.200.000 kişi o çöküş döneminde bu topraklardan göç ediyor.Ben onların
göç ettiği topraklardan Amerika’daki eyaletlerden bir tanesinde,
Messachusetts’te 3 yıl yaşadım. Biraz önce resimlerini gördüğünüz
vatandaşlarımızın izlerini maalesef orada göremedim: Buna mukabil diğer
topraklardan gelen insanların hepsinin izleri orada var. Düşündüm niye
acaba izler kalmadı. Sebeplerden bir tanesi ortada gözüküyor: O da şu :
kadınımız toplumda o zaman yer almamış. Kadının olmadığı yerde, kadının
erkekle eşit hatta erkekten üstün konumda, bir arada olmadığı yerde
medeniyet de olmuyor, kalıcılık da olmuyor. Türkiye Cumhuriyeti
kadınlara seçme ve seçilme hakkını Avrupa devletlerinin bir çoğundan
daha önce vermiş bir ülkedir. Türkiye Cumhuriyetini iyi anlamak lazım.
Çöken bir imparatorluğun ardından, dört bir taraftan değişik inançlara
sahip, değişik etnik kökenlerden gelen, değişik lehçeleri konuşan,
çeşitli inançlara sahip milyonlarca insan geliyor Anadolu’ya. Bizim
atalarımız 1071 de geliyor bu topraklara. Bizden önce de burada yaşayan
insanlar vardı. Bunların hepsi gönüllü olarak birleşip düşmanı kovuyor
ve Büyük Atatürk’ün önderliğinde Türkiye Cumhuriyeti devletini kuruyor,
Türk Milletini yaratıyor. Vazgeçilmez, asla taviz verilmeyecek 3 tane
çok önemli vasfı vardır Türk milleti ve Türk devletinin. Bunlardan bir
tanesi laikliktir. Laiklik ilkesi din ile devlet işlerinin ayrılmasını
çok aşan bir tanıma sahiptir müslüman bir toplumda. Bizim toplumumuzda
laiklik şeri hukuk kurallarının yerini pozitif hukuk, yani insan aklının
süzgecinden geçmiş hukuk kurallarının almış olmasıdır. İkinci büyük
karakteristiği devletimizin, milletimizin dil birliğidir. Asla taviz
vermeyiz dil birliğinden, vermeyeceğiz. Üçüncüsü hak ve fırsat
eşitliğidir. Yani hiçbir şekilde etnik kökenine diline inancına
cinsiyetine bakılmaksızın, kan hukukuna bakılmaksızın Türkiye
Cumhuriyetinin tüm vatandaşlarının hak ve fırsat eşitliğine sahip olduğu
Anayasal kavramdır. Bu da genç Türkiye Cumhuriyetinin birçok Avrupa
ülkesinden önce gerçekleştirdiği fevkalade büyük bir başarıdır.
Değerli konuklar, biraz önce bu sahnede çok büyük bir güzellik
sergilendi. Sizlere anlatmaya çalıştığım imparatorluğun dört bir
tarafından gelmiş insanları gördük. Bu topraklarda yaşayan insanları
gördük. Bu bir mozaik filan değil, bu bir ebru. Yani bu bütünü meydana
getiren unsurların tek tek güzelliklerin toplamından çok daha büyük bir
güzellik gördük. Bu bir mozaik değil, ebrudur. Mozaik çatlar, ebru
çatlamaz. Bütünü meydana getiren parçaların tek tek güzelliğinden daha
güzel olan da Türk Milletidir. Onun için bize bu güzellikleri bahşeden
insanı, bu yüce büyük bilim mabedinin yüce çatısı altında şu sözlerle
anmak istiyorum. Devletimizin kurucusu Türk milletinin banisi Büyük
Atatürk’ü şu sözlerle anmak istiyorum.
Yoksa içinde Büyük Atatürk’e
karşı sonsuz saygı, sevgi, şükran ve minnetin Bırak Türküm demeyi, sen
insan bile değilsin...............