| |
Yükseköğretim Kanunu ile ilgili olarak, hükümetin Türkiye Büyük
Millet Meclisi’ne sunmuş olduğu Kanun Tasarısının odak noktası,
Meslek Lisesi mezunları için yükseköğretime girişte kullanılacak
katsayılardır.
Yükseköğretim Genel Kurulu, yaklaşan sınav takvimini de dikkate
alarak, kanun tasarısını görüşmek üzere olağanüstü toplanmış
ve aşağıdaki hususların kamuoyuna duyurulmasına karar vermiştir:
1.
Milli Eğitim Bakanlığı ile Yükseköğretim Kurulu arasında uzun
yıllara dayanan yoğun ortak çalışmalar sonucu, 1999 ve 2001
yıllarında yapılan yasal düzenlemeler ile, ortaöğretimden yükseköğretime
geçişte uygulanacak temel esaslar belirlenmiştir. Buna göre,
bütün gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, meslek liseleri ile genel
liselerden mezun olanların, kendi alanlarında yükseköğretime
devam etmelerini teşvik edici önlemler alınmıştır. Buradaki
amaç, ülke kalkınmasında belirlenen hedeflere ulaşabilmek için
mevcut kaynakları en verimli şekilde kullanarak nitelikli insan
gücünü yetiştirmektir.
Yukarıda belirtilen çalışmalar yapılmadan önce, ülkemizde, yanlış
eğitim politikaları sonucu, yeterince yatırım ve yönlendirme
yapılmadığı için mesleki eğitimin gerekli ölçüde gelişmediği
tespit edilmiştir. Yükseköğretim Kurulu’nca alınan önlemlerle,
şu anda mesleki eğitimin yükseköğretimdeki payı %30’lara ulaşmış
olup, hedeflenen oran gelişmiş ülkelerde olduğu gibi %50’lerin
üzerindedir.
Mesleki eğitim ile genel eğitim; amaçları, konuları ve alt yapıları
bakımından birbirinden tamamen farklı olan ve farklı olmaları
gereken iki ayrı eğitim türüdür. Bu kapsamda, mesleki eğitim
uygulamaya yönelik özel bilgi ve beceri kazandırmayı hedefleyen
eğitim-öğretim faaliyetlerini kapsarken, genel liseler akademik
bir eğitim programı çerçevesinde faaliyet göstermektedir. Bu
bakımdan, mesleki eğitim veren liselerin fiziki alt yapıları
genel liselere göre çok daha masraflı araç-gereç donanımını
gerektirmektedir.
1999 yılında sınav sisteminde yapılan değişikliklerle, meslek
liselerinden mezun olanların, mesleki ve teknik alandaki yükseköğretim
lisans programlarına yerleştirilmelerinde önemli ek puan avantajları
sağlanmıştır.
2001 yılında yapılan reform niteliğindeki yasal düzenlemelerle,
meslek lisesi mezunlarının sınavsız olarak meslek yüksekokullarına
yerleştirilmeleri gerçekleştirilmiştir. Buna ek olarak, meslek
yüksekokulu mezunlarının en az %10’unun, dikey geçiş sınavı
ile lisans programlarına devam edebilmeleri sağlanmıştır.
Yukarıdaki açıklamalardan anlaşılacağı gibi, meslek liselerinde
verilen eğitim, öğrencileri iş hayatına yönlendirebileceği gibi,
aynı zamanda mesleki ve teknik yükseköğretim programlarının
alt yapısını oluşturacak bir nitelik taşımaktadır. Buna karşılık,
genel lise programları, öğrencilerini yalnızca üniversiteye
hazırlama niteliğindeki akademik programlardır.
Yukarıda temel esasları ve unsurları açıklanan mevcut uygulamanın
değiştirilmesine yönelik girişimlerin gerçekleşmesi halinde,
mesleki eğitimin temel amacından sapılacağı için, yapılmış olan
büyük yatırımlar boşa gidecek ve hedeflenen oranlara ulaşılamayacaktır.
Görüldüğü gibi, meslek lisesi mezunlarının mağdur edildiği
iddiası ile ileri sürülen değişiklik önerisi, aslında tam bir
eşitsizlik doğuracaktır. Şayet, değişiklik önerisinin arkasındaki
esas amaç, bir grup meslek lisesi mezununun mağduriyeti iddiasını
taşıyor ise, o zaman sorgulanması gereken, bu meslek liselerinin
varlık gerekçesi ve işlevidir. Yapılması istenen değişikliğin
doğuracağı vahim sonuçlardan biri de, meslek lisesi mezunlarının
pek çoğunun, bilinçli olarak ve boş ümitlerle dershanelere yönlendirilecek
olmalarıdır.
Gözden
kaçırılmaması gereken diğer bir nokta da, eğitim alanları gibi
akademik bir konunun puan türleri ile ilişkilendirilmiş olmasının,
eğitim bilimi ile bağdaştırılamayacak sığ bir yaklaşım göstergesi
olduğudur. Ayrıca, tasarıda yer alan 0.80, 0.60 ve 0.45 gibi
katsayıların eğitimin ölçülerinden uzak, keyfi belirlemeler
olduğu da açıkça görülmektedir. Oysa, halen yürürlükte olan
katsayılar, Yükseköğretim Kurulu ve Milli Eğitim Bakanlığının
uzun yıllar ortak çalışması sonucu tespit edilmiş bilimsel verilere
dayalıdır.
2.
Hukuki boyutu ile incelendiğinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne
sunulan kanun tasarısının, dar kapsamlı düzenlenmiş olması,
saklı siyasi amacını çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
Bu siyasi amaca ulaşmak için de, hükümet, Yükseköğretim Kurulu’nun
mevcut kompozisyonunu tasfiye etmek suretiyle, kendi niyet ve
hedeflerine engel olarak gördüğü bir yapıyı ortadan kaldırmayı
planlamaktadır.
Şu hususu da belirtmemiz gerekir ki, katsayılarla ilgili olarak
kanunla yapılacak olan düzenlemenin, teknik açıdan olduğu gibi,
hukuki açıdan da isabetli olmadığı açıktır. Şöyle ki, bu kanun
tasarısının 5. madde gerekçesinde aynen, “Anayasanın 130 uncu
maddesinin 9. fıkrasındaki yükseköğretime girişin kanunla düzenlenmesine
dair amir hükmü gereğince, yükseköğretime giriş yeniden düzenlenmiştir”
denilmektedir. Konunun Anayasaya uygunluk açısından değerlendirilebilmesi
için, Anayasanın 130 ve 131 inci maddelerinin birlikte ele alınması
zorunludur. Zira, 130 uncu maddenin 9. fıkrasındaki “yükseköğretime
giriş” ifadesiyle hedeflenen hangi şartları taşıyan öğrencilerin
yükseköğretime girebileceğinin kanunla tanımlanmasıdır. Öte
yandan, hangi ortaöğretim programlarından mezun olanların, yükseköğretimin
hangi programlarına, hangi ölçütler kullanılarak girebileceği,
Anayasanın 131. maddesinde Yükseköğretim Kurulu’na münhasır
bir yetki olarak tanınmıştır. Kaldı ki, Yükseköğretime
öğrenci seçiminin esaslarını belirlemek, Yükseköğretim sisteminin
özerkliğinin bir gereğidir. Ayrıca, “idare tekniğine ve ihtisasa”
ilişkin hususların belirlenmesi, öteden beri idarenin düzenleme
alanı içinde kabul edildiği gibi, bu husus yargı kararlarıyla
da açıklıkla ortaya konmuştur. Bu bakımdan, tasarıda katsayıların
yasama organı tarafından düzenlenmiş olması, bu maddeyi “konu
unsuru” açısından sakatlamakta ve dolayısıyla, bu da Anayasaya
aykırılık sorununu gündeme getirmektedir.
Yükseköğretim Genel Kurulu, bütün bu açıklamalar çerçevesinde,
Türk Yükseköğretiminde ve ülkemizin insan kaynağı planlamasında
onarılamayacak bir tahribata neden olacağını düşündüğü bu tür
girişimlere karşı olduğunu ve bunları engellemek için de, meşru
ve hukuki zeminlerde, her türlü çabayı kararlılıkla göstereceğini
kamuoyuna açıklamayı bir görev bilir.
|